O zamanlar 2008 şubat,  ikametim Elmadağ’da Babil sokakta, İnönü Mahallesi muhtarlığına kayıtlıyım…
    Bi boklar yemişim yine, kendimde değilim. Bildiğin daral durumları, kendimi sikiyorum resmen, ağzıma sıçasım da var ama beceremiyorum.. mailleri siklemiyor, telefonlarıma bile bakmıyorum doğru dürüst.. ruh gibi işe gidip geliyorum. gecenin bi yarısı zangır zangır çalıyor telefon, bakmıyorum, bi daha çalıyor bi daha çalıyor… 6 missed calls yazıyor telefonda.. anam ölse bu kadar aramazlar deyip geri arıyorum, karşıda yavşak bi ses emre naber? ananın amı diyorum kimsin! onur’muş taaaa eskilerden bi arkadaş. çalışıyo musun, iş güç ne alemde gibi saçma sapan sorular soruyor.. he hıı falan deyip geçiştiriyorum, sonra sonra ısınıyor herif bizim şirketin uluslararsı ilişkilerini yönetecek birine ihtiyaç var diyor bodrumda var mı bildiğin tanıdığın biri. a-ha, var ben. tamam patronla bi konuşayım alalım uçak biletini gel görüş. bana uyar diyroum. ertesi gün onurun patronu arıyor beni, gel bi görüşelim anlaşamazsak dönüş biletini de alırız dönersin. anaaamm fırsata bak, bodrumda gidiş dönüş bileti de dahil 1 hafta bedava tatil. tamam şubat ayı bodrumda tatil için pek uygun bi zaman değil ama en azından bişeylerle oyalanıcam kendimi sikmicem bu süre içerisinde, hem ne zamandır görüşmediğim arkadaşlar da var takılırız işte bi hafta. kalktım geldim bodruma, birileri var havaalanında beni bekliyorlar.. zaten akşam olmuştu yemek yemeye gittik, rakı içelim balık yiyelim, bodrum daha ilk saatten süper başladı. yedik içtik elemanların bi kısmı zurnaya bağladı olayı. ertesi gün geldim ofise şenolla görüşcez, rabb’im bu nasıl bi ofis, köy kıraathanesi gibi bi yer. neyse; adam bana şirketten bahsetti uzuuun uzun yok yirmibilmem kaçıncı seneleriymiş, yok bodrumda şöyle iyilermiş, böyle süperlermiş falan. ben yine her zamanki yavşak tavrımla dinliyorum haa hıı tripleriyle..dedi bu yıla kadar sadece türk ve ukraynalı gruplarla çalışıyorduk ama büyümeyi düşünüyoruz, bu bağlantıları yapacak bu elemanlarla ilgilenecek, şirketin tüm yırtdışı işlerini yürütecek biri lazım bize, yapabilir misin? eee dedim zor iş değil, ki ben istedikten sonra yapamayacağım hiçbir iş yok.. aha dedim al bu da curriculum vitae, herif bildiğin hödük ben anlamam böyle şeylerden yapabilir misin yapamaz mısın dedi. ulan dinlemiyo musun göt herif, istedikten sonra yapamayacağımız iş yok dedik. sonra en önemli kısma geldik: MAAŞ. herif zaten onur’dan öğrenmiş beni, ne bok yediğimi nerde ne zaman ne iş yaptığımı, hatta dans ettiğimi falan biliyor. kendisi ve ortağı da ingilizce bilmedikleri için herif kaçırmak istemiyor beni.. bunu hissettirdi bi kere, orda sıçtı zaten : ))) bak benim istanbulda standart bi hayatım var, onları bozamam, hayatımda olmazsa olmazlarım, yapmazsam ölürüm dediğim olaylarım var ve senin bu vereceğin para bana bu şartlarda yetmez, tekrar düşün ya da dönüş biletimi al gideyim dedim herife.. e tabii ben öyle deyince herifin suratı düştü, bi de barınma durumu var tabii, ev de bulmaları lazım bana. neyse parayı artırdı herif, daha doğrusu miktarı artırmadı da para birimini dolar yaptı kabul ettim. ama ev sorunu var, istanbuldaki eşyalar var, ben almışım bi sırt çantaşı gelmişim amk, 2 pantolon 3 kazak, 5 don çorap var içinde. amk, kışın ortası bodrumda ev yok kiralık.. ne bok yicez derken bana lojman verdiler. 1+1 gibi bişey… hasiktiiiiirrr sıçtık amk. neyse kaderimize razı olup bi bakalım şu lojmana dedim, anaaa hemen bitişiğimde bi herif var, bildiğin yunan tanrısı.. tamam dedim lojman ok ama istanbula gidip dönmem lazım. istanbula döndüm, bi süre daha takıldım aldım bikaç valiz geldim bodruma, benim çıtır hala yan evde yaşıyor, nasıl sevimli bişey anlatamam.. garibim ingilizce bilen olmadığı için kimseyle anlaşamıyormuş zaten, daralmış çocuk. romanyalı bi akrobatmış kendisi.. herif konuşabildiği birini görünce sevindi tabii, e madem ben onu memnun ettim o da beni etmeli di mi? biz bu herifle muhabbeti koyulaştırdık, akşamları bana geliyor içiyoruz, ben ona gidiyorum bayaa bi yakınlaştık. bana geliyor ben ona gidiyorum derken yan odaya geçiyoruz. öyle sokak mahalle falan değişmiyoruz. yanlış anlaşılmasın. biz eflak’la her gece muhabetteyiz, onun konuşabildiği bi ben varım benim tanıdığım bi onur var bi de işte bu eflak (yarı tanrı olan herif) muhabbet süper gidiyor. bi gece sahildeyiz, gece dediğime bakmayın saat 22:00 falan. ama daha mardın başı olduğu için bildiğin gece yarısı muamelesi yapıyoruz o saate. gerzek liseli aşıklar gibiyiz. sallana sallana yürüyoruz. elimizde biralar var ikimiz de mal mal bakınıp saçma sapan şeyler konuşuyoruz. yengeç gibiyiz ikimiz de yan yan yürüyüp birbirimize yaklaşmaya çalışıyoruz ama kazayla çarpışmış gibi yapıp sonra uzaklaşıyoruz tekrar. ay hatırladıkça gülüyorum harbiden liseli mallar gibiyiz. sonra biz o liseli mal modundan çıkmadan lojmana geldik, ama saat daha 12 bile olmamış, o zaten akşama kadar yatıyor ben işe 11de gidiyorum falan, sabah erken kalkma derdimiz de yok anlayacağınız. lojmanın terasında böyle sikimsonik bar gibi bişey var, bulabileceğiniz en kaliteli içkinin binboa olduğu bi bar ama.. çıktık oraya benim 2 patron orda, bizi görünce adamların suratına yavşak bi sırıtış yerleşti. niyeyse.. : ) evet, biz terasa çıktık eflakla birlikte ve patronun suratına yavşak bi sırıtış bi yerleşti. ne var dedim ne gülüyosun, aranızda bişii mi var diye sordu, olması sırıtmanı mı gerektiyor dedim. o yavşak yavşak gerilen surat birden büzüştü. yok öylesine sordum kem küm ığk mığk modunda patron kıvranıyor, yok bişey dedim takılıyoruz sadece, koskoca şirkette adamın muhabbet edebildiği tek kişiyim ben. bu sefer surat iyice düştü. eflakda da garip bi bakış var ne konuşuyor bunlar dercesine, rahat ol yok bişey dedim elemana bara yanaştık içmeye devam edicez. biz içmeye başladık, eflak şenol ne dedi diye sordu, fuck it saçmalıyo işte dedim ben de, saçmalasa bu kadar sinirlenmezdin mealinde bişeyler geveledi, klasik emre bilgili oldum hemen, aaa ben sinirli miyim ki, yoo gayet rahatım dedim herife. eflak ısrarla şenol ne dedi diye sormaya devam ederken dayanamadım, herif gey olduğumu biliyor aramızda bişeyt olup olmadığını merak etmiş, daha doğrusu aramızda bişeyler var sanmış dedim. eflak’ın kafasının üstünde minik kanatlı kırmızı küçük yaratıklar görür gibi oldum o esnada. şenola dönüp siktim şimdi ananı der gibi bir bakışı vardı ki, ne siz sorun ne ben söyliyim. eflak kalktı şenolun yanına gitti, öğrendiği 3-5 kelime türkçe ile atarlanmaya başladı, sana ne, ilişkimiz olsa bile seni ne ilgilendirir ki gibi bişeyler söylemeye çalışıyor.. tabii 80% ingilizce atarlanıyor. bildiğin sevgilisini korumaya çalışan herife bağladı eflak. evet evet, eflak bildiğin atarlı sevgili modunda, şenola bağrınıyor. seni ne ilgilendirir ki, sana ne falan diye… şenol pıstı (bkz: pısmak ) tamam yok bişey hem olsa da bana ne zaten gevelemelerinde. eflak atarlandıkça şenolun surat iyice düşmeye devam ediyordu. az önce şenolun suratındaki yavşak sırıtış ışık hızıyla benim suratıma yerleşti tabii bu arada. uzaktan uzaktan izliyorum… şenol tamam özür dilerim falan diyor ama eflakın sakinleşmeye niyeti yok gibi, olm emre bu kadar piçlik yeter bu herif patronuna dalmadan müdahale et artık dedim ve yanlarına gittim. sözde eflakı sakinleştiricem. tamam siktir et uzatma boşver diyecekken eleman döndü tekrar şenola evet sevgiliz biz dedi veeeee… amına koduumun çocuğu, ben de sizin gibi ağzımdan öpecek sandım ama götüme bi şaplak atıp sarıldı hadi odamıza gidelim dedi pezevengin evladı. e iyi hadi, kaderimize razı olalım deyip indik bunun odasına, dolabından içecek bişeyler çıkardı. Sonrasını sikişhikayeleri.kom sitesinde yazıcam. Ama biz o sene sezon sonuna kadar fabadi olarak takıldık bu herifle.

Reklamlar