Açılacak LGBTI’ler için 11 Tavsiye


coming_out_of_the_closet4dec8eeb2eec8e96876dd5c5 Türkiye’de (ve hatta dünyada) LGBTI olmak çok kolay bir şey olmadığı gibi, değilmiş gibi davranmak bunu daha da kolaylaştırmıyor.
Hatta; birçok insan açıldıktan sonra çok daha rahat ettiklerini ve neden daha erken zamanlarda açılmadıkları ile ilgili pişmanlıklarını dile getiriyor.
Kendinizi yakın hissettiğiniz kişi (ya da kişilere) açılmaya karar vermenin en önemli kısmı her ikiniz için de zamanın ve ortamın uygun olması. Doğru kişiye yanlış bir zamanda açılıyor olmak da size zarar verebilir. Unutmayın ki; sizin güvenliğiniz ve kendinizi huzurlu hissetmeniz her şeyden önce gelir.
Açılım için bir çıkış yolu arıyorsanız da aşağıdaki maddelere bir göz atın bence.

1- Kendini asla baskı altında hissetme: Herkes aynı yaşta, aynı dönemde açılmak zorunda değil.
2- Etiket ne ayol! Kendini Gey, Lezbiyen, Biseksüel, Queer, Panseksüel vs tanımlayabilirsin. Ama sıçmışım bu isimlere, ben benim ulan da diyebilirsin tabii.
3- Cinsiyet kimliğin ve inancın arasında bir seçim yapmak zorunda değilsin. Cinsiyet kimliğini de inancınla birlikte gayet rahat bir şekilde yaşayabilirsin. Ben mesela gey olduğum için pastafaryan kominitesinde hiçbir ayrımcılığa maruz kalmadım.
4- Diğer insanların açılım hikayelerini oku. Ünlü ünsüz hiç fark etmez. Senden önce milyonlarca insan açıldı bu topraklarda.
5- Ilk olarak sadece 1 kişiye açıl. Sağlam aile ilişkileri olan insanlar genelde bu 1 kişilik kontenjanı kuzenlerinden yana kullanırlar. Ama anan, ablan ya da panpan da olur tabii. Baban anana, abin de ablana oranla biraz daha sığırdır muhtemelen.
6- Kalıpları siktir et! Her gey modacı ya da sanatçı olmadığı gibi her lezbiyen saçlarını kısacık kestirip oduncu gömleğiyle kargo pantolonlar giymiyor. Cinsiyet kimliğin seni tanımlamayacak, O yüzden fitnes salonlarına maaş bırakmak, sakal bırakıp kırmızı skinny pantolon giymek zorunda değilsin.
7- Yalnız Değilsin. Seni koruyacak, haklarını gözetecek birçok dernek, topluluk, inisiyatif ve insan var çevrende. Google it!
8- Olumlu düşün. Ciddiyim, bu ara osurur gibi evrene olumlu sinyaller göndermek çok moda. Tuhaf olan tarafı işe yarıyor olması. Ne kadar pozitif düşünürsen o kadar mutlu olursun.
9- Bazı insanların olumsuz tecrübeler yaşamış olması seni yıldırmasın. O yüzden söyledim zaten az önce zamanlamanı doğru yap diye. Onların açılımları ilk seferinde başarısız oldu diye seninki de olacak değil. Kendini yalnız ya da kaybolmuş hissetmemelisin.
10- Insanlara zaman ver. Senin açılımın bazı insanlara sürpriz olup onları şok edebilir. Evet bu onların seni kabullenmeyeceği anlamına gelmez. Düşünsene sen kanka demişsin açılmışsın ama meğersem o sana gizliden gizliye aşıkmış da pampasınız diye itiraf edemiyormuş. Tabii ki hemen kabullenemez. Bekle.
11- YAŞA! Gerçekten kendini inanılmaz hafiflemiş hissedeceksin ve sen bile şaşıracaksın. Hatta ulan ağzıma sıçiim niye daha önce yapmamışım ki bunu diyeceksin.

Valla Bak, “ben kendimden biliyorum”

Haaa bu arada 11 Ekim (Britanya’da 12 Ekim) AÇILIM GÜNÜ.
O yüzden Açılırsan Ekime Kadar, Açılmazsan … sen bilirsin

Reklamlar

Buraya Sadece Yük Olmaya Geliyorlar! di mi?


boat bodrum
English is below
Deutsch ist unter

29 yaşındasın; bir eşin, iki çocuğunuz bir de işin var. Şehirde küçük bir evde yaşıyorsunuz. Ufak tefek keyif alacağınız şeylere yetecek kadar paranız da var çok şükür.
Birden ülkenizdeki politik durum değişiyor ve bir kaç ay içinde kapınızın önünde askerler beliriyor. Ve komşunuzun kapısında.
Onlar için savaşmazsanız sizi vuracaklarını söylüyorlar.
Komşunuz reddediyor.
Tek kurşun. Bitti.
Askerlerden birinin, eşine bacaklarını açmasını söylediğini duyuyorsun.
Bir şekilde askerlerden kurtuluyorsun ve geceyi derin düşüncelere dalarak geçiriyorsun.
Ve birden şiddetli bir patlama sesi. Evinin salonu artık yok.
Dışarı koşup bakıyorsun. Tüm sokak artık yok.
Taş taş üstünde kalmamış.
Aileni tekrar eve sokup annenle bananın evine koşuyorsun.
O da artık yerinde yok. Annen ve baban da yok.
Etrafına bakınınca yerde bir kol görüyorsun. Parmağında annenin yüzüğü var. Annene, babana dair etrafta başka hiç bir şey bulamıyorsun.
~~~~~
“Ama mültecilerin bir sürü lüks eşyası var! Akıllı telefonları ve özel tasarım elbiseleri var!”
~~~~~
Hemen kafanı toparlayıp tekrar eve koşturuyorsun. Eşine çocukları giydirmesini söylüyorsun. Küçük bir çanta alıyorsun, çünkü daha büyük bir çantayı uzun süre taşımak imkansız olacak. Herkese ikişer parça giysi. Tüm aldıkların bu kadar.
Muhtemelen ana vatanını bir daha göremeyeceksin.
Akrabalarını, komşularını, arkadaşlarını da.
Temasta kalmanın bir yolu var mı?
Apar topar cep telefonunu ve şarjını da çantaya atıyorsun.
Biraz ekmek ve bir de küçük kızının sevdiği bir oyuncak.
~~~~~
“İsteseler kurtulurlar. Fakir falan değiller!”
~~~~~
Yaklaşan kötü günleri farkedip tüm paranı toparlamıştın.
Maaşın iyiydi, birikmiş paran vardı.
Sizin oradaki kaçakçılar kişi başı 5000 euro alıyor.
Sende 15000 euro var. Şansın yaver giderse tüm aile kaçabilir. Olmadı eşin ve çocukları gönderirsin.
Kaçakçılar hepinizi alsın diye dua ediyorsun.
Artık sadece ailen ve küçük çantanız dışında hiç bir şeyin yok.
Sınıra yolculuk yürüyerek iki hafta sürüyor.
Açsın ve son bir haftadır boğazından doğru dürüst bir lokma geçmemiş. Eşin de sen de zayıf düşmüşsünüz. Neyse ki çocukları doyurabiliyorsunuz.
Yolculuğun yarısında küçük kızını kucağında taşıyorsun. Daha 21 aylık.
2 hafta sonra sahile ulaşıyorsunuz.
Gece yarısı diğer sığınmacılarla birlikte bir tekneye bindiriliyorsunuz.
Şanslısın, tüm ailene yer var.
Tekne o kadar dolu ki her an alabora olabilir. Boğulmamak için dua ediyorsun.
Çevrendeki insanlar ağlıyor ve bağırıyor.
Bir kaç küçük çocuk susuzluktan ölmüş.
Kaçakçılar onları denize atıyorlar.
Eşin bir köşede dalgın halde oturuyor. İki gündür ağzına su değmemiş.
Karşı kıyıya yaklaşırken yolcuları daha küçük teknelere alıyorlar.
Eşin ve küçük kızın bir tekneye, sen ve büyük kızın başka tekneye düşüyorsunuz.
Farkedilmemek için herkesin sessiz olmasını söylüyorlar.
Büyük kızın anlıyor.
Ama diğer teknedeki ufaklık anlamıyor. Ağlaması durmuyor.
Diğer sığınmacılar telaşlanmaya başlıyor. Eşine çocuğu susturmasını söylüyorlar.
Susturamıyor.
Bir adam küçük kızını eşinin kucağından çekip alıyor ve denize atıyor.
Ardından suya atlıyorsun, fakat bulamıyorsun.
Bir türlü bulamıyorsun.
3 ay sonra iki yaşına basacaktı.
Yeterli değil mi? Burada keyifleri yerinde, her şey onlara altın tepside sunuluyor mu diyorsun?
Eşin, büyük kızın ve sen nereye sığınacaksınız, ne yapacaksınız bilmiyorsun.
Her şey bulanık. Küçük kızınız öldüğünden beri eşin tek kelime etmedi.
Kızın, kardeşinin oyuncağını hiç bırakmıyor. Artık kendisi soğuk, kayıtsız.
Fakat devam etmek zorundasınız. Mülteci kampına varmak üzeresiniz.
Saat gece 10. Dilini anlamadığınız bir adam sizi yer yataklarının olduğu bir büyük bir kapalı alana götürüyor. 500 tane yatak var. Hepsi birbirine çok yakın. İçerisi çok kalabalık ve gürültülü.
Birer yatak bulmaya ve oradaki insanların sizden ne istediğini anlamaya çalışıyorsunuz.
Aslında artık hiç takatin yok. Neredeyse keşke en başta beni de vursalardı diyeceksin.
Çantayı açıyorsun.
Herkese iki parça giysi ve bir telefon.
İlk gecen güvenli bir ülkede geçiyor.
Sonraki sabah giysi dağıtıyorlar.
Bu bağışlanan giysiler arasında markalılar da var. Kızına da bir oyuncak.
140 euro veriyorlar. Tüm ay için.
~~~~~
Yeni giysilerinle avluya çıkıp cep telefonunu olabildiğince yukarı kaldırıp çekmesini umuyorsun.
Memleketinde sağ kalan kimse var mı merak ediyorsun.
Sonra sorumlu bir vatandaş gelip sana sataşıyor.
Anlamıyorsun. “Ülkene geri dön!” ne demek bilmiyorsun.
“cep telefonu” ve “altın tepsi” gibi şeyler duyuyorsun.
Sonra biri sana tercüme ediyor.
~~~~~
Şimdi söyle, ne hissediyorsun ve sahip olduğun ne var?
Her ikisinin de cevabı “Hiç bir şey“.

Türkçe Çeviri: Barış Mert

ENG
You’re 29 years old with a wife, two children and a job. You have enough money, and can afford a few nice things, and you live in a small house in the city.
Suddenly the political situation in your country changes and a few months later soldiers are gathered in front of your house. And in front of your neighbours’ houses.
They say that if you don’t fight for them, they will shoot you.
Your neighbour refuses.
One shot. That’s it.
You overhear one of the soldiers telling your wife to spread her legs.
Somehow you get rid of the soldiers and spend the night deep in thought.
Suddenly you hear an explosion. Your house no longer has a living room.
You run outside and see that the whole street is destroyed.
Nothing is left standing.
You take your family back into the house, and then you run to your parents’ house.
It is no longer there. Nor are your parents.
You look around and find an arm with your Mother’s ring on its finger. You can’t find any other sign of your parents.
~~~~~
“But asylum seekers have so many luxury goods! Smartphones, and designer clothes!”
~~~~~
You immediately forget it. You rush home, and tell your wife to get the children dressed. You grab a small bag, because anything bigger will be impossible to carry for a long time, and in it you pack essentials. Only 2 pieces of clothing each can fit in the bag.
What do you take?
You will probably never see your home country again.
Not your family, not your neighbours, your workmates…
But how can you stay in contact?
You hastily throw your smartphone and the charger in the bag.
Along with the few clothes, some bread and your small daughters favourite teddy.
~~~~~
“They can easily afford to get away. They aren’t poor!”
~~~~~
Because you could see the emergency coming, you have already scraped all your money together.
You managed to save some money because of your well paid job.
The kind people smuggler in the neighbourhood charges 5,000 euros per person.
You have 15,000 euros. With a bit of luck, you’ll all be able to go. If not, you will have to let your wife go.
You love her and pray that you the smugglers will take you all.
By now you are totally wiped out and have nothing else. Just your family and the bag.
The journey to the border takes two weeks on foot.
You are hungry and for the last week have barely eaten. You are weak, as is your wife. But at least the children have enough.
They have cried for the whole 2 weeks.
Half the time you have to carry your younger daughter. She is only 21 months old.
A further 2 weeks and you arrive at the sea.
In the middle of the night you’re loaded onto a ship with other refugees.
You are lucky: your whole family can travel.
The ship is so full that it threatens to capsize. You pray that you don’t drown.
The people around you are crying and screaming.
A few small children have died of thirst.
The smugglers throw them overboard.
Your wife sits, vacantly, in a corner. She hasn’t had anything to drink for 2 days.
When the coast is in sight, you are loaded onto small boats.
Your wife and the younger child are on one, you and your older child are on another.
You are warned to stay silent so that nobody knows you’re there.
Your older daughter understands.
But your younger one in the other boat doesn’t. She doesn’t stop crying.
The other refugees are getting nervous. They demand that your wife keeps the child quiet.
She doesn’t manage it.
One of the men grabs your daughter, rips her away from your wife and throws her overboard.
You jump in after her, but you can’t find her again.
Never again.
In 3 months she would have turned 2 years old.
Isn’t that enough for you? They still have it too good here and have everything handed to them on a plate?
You don’t know how you, your wife and your older daughter manage to get to the country that takes you in.
It’s as though everything is all foggy. Your wife hasn’t spoken a word since your daughter died.
Your older daughter hasn’t let go of her sister’s teddy and is totally apathetic.
But you have to keep going. You are just about to arrive at the emergency accommodation.
It is 10pm. A man whose language you don’t understand takes you to a hall with camp beds. There are 500 beds all very close together.
In the hall it’s stuffy and loud.
You try to get your bearings. To understand what the people there want from you.
But in reality you can barely stand up. You nearly wish that they had shot you.
Instead you unpack your meagre possessions:
Two items of clothing each and your smartphone.
Then you spend your first night in a safe country.
The next morning you’re given some clothes.
Among the donated clothes are even branded ‘label’ clothes. And a toy for your daughter.
You are given 140 euros. For the whole month.
~~~~~
“They’re safe here. Therefore they should be happy!”
~~~~~
Outside in the yard, dressed in your new clothes, you hold your smartphone high in the air and hope to have some reception.
You need to know if anyone from your city is still alive.
Then a ‘concerned citizen‘ comes by and abuses you.
You don’t know why. You don’t understand “Go back to your own country!”
You understand some things like “smartphone” and “handed everything on a plate.”
Somebody translates it for you.
~~~~~
And now tell me how you feel and what you own?
The answer to both parts of that is “Nothing.”

 

 width=

Tina Beckmann
DE
Du bist 29 Jahre alt und hast eine Frau, zwei Kinder und einen Job. Du kommst über die Runden. Du kannst dir auch mal was leisten, und lebst in einem kleinen Häuschen in der Stadt.
Plötzlich ändert sich die politische Lage in deinem Land und ein paar Monate später stehen Soldaten vor deinem Haus. Und vor den Häusern der Nachbarn.
Sie sagen, wenn du nicht für sie kämpfst, erschießen sie dich.
Dein Nachbar weigert sich.
Ein Schuss. Das wars.
Du hörst, wie einer der Soldaten zu deiner Frau sagt, dass sie die Beine breit machen soll.
Du schaffst es irgendwie, die Soldaten erstmal loszuwerden und denkst die halbe Nacht lang nach.
Auf einmal hörst du einen Einschlag. Dein Haus hat kein Wohnzimmer mehr.
Ihr rennt raus und seht, dass die ganze Straße zerstört ist.
Kein Stein steht mehr auf dem anderen.
Du bringst deine Familie zurück ins Haus und rennst an die Stelle, an der das Haus deiner Eltern stand.
Es ist nicht mehr da. Deine Eltern auch nicht.
Du siehst dich um und entdeckst einen Arm mit dem Ring deiner Mutter am Finger. Der Rest deiner Eltern ist nichtmal mehr auffindbar.

Aber die Asylanten haben so viel Luxuszeug! Smartphones, Markenklamotten undso! Richtig?

Du denkst jetzt nicht mehr nach. Du rast nach Hause und rufst, deine Frau soll die Kinder anziehen. Du schnappst dir eine kleine Tasche, denn mehr könnt ihr auf die Dauer nicht tragen, und packst das Nötigste. Nur je 2 Kleidungsstücke pro Kopf passen in die Tasche.
Was nimmst du mit???
Du wirst deine Heimat vermutlich nie wiedersehen.
Deine Familie nicht, deine Nachbarn nicht, deine Arbeitskollegen …
Aber wie sollst du in Kontakt bleiben?

Hektisch wirfst du also dein Smartphone und das Ladekabel in die Tasche.
Dazu von jedem ein paar Klamotten, etwas Brot und das Lieblingskuscheltier deiner kleinen Tochter.

Die können sich die Flucht doch locker leisten. Dann sind die auch nicht arm!

Für den Notfall, denn man hat es kommen sehen, hast du all dein Geld bereits zusammengekratzt.
Durch deinen recht gut bezahlten Job hast du etwas auf der Seite gehabt.
Pro Kopf kostet der nette Schlepper von nebenan schlappe 5000 Euro.
Du hast 15.000. Wenn du Glück hast, können alle mit. Wenn nicht, musst du dich von deiner Frau trennen.
Du liebst sie und betest, dass sie euch alle mitnehmen.
Spätestens jetzt bist du vollkommen blank und hast nichts mehr. Nur deine Familie und die Tasche.
Die Flucht bis zur Landesgrenze dauert zu Fuß zwei Wochen.
Du hast Hunger und seit einer Woche kaum etwas gegessen. Du bist schwach, genau wie deine Frau. Aber Hauptsache die Kinder haben genug.
Sie weinen die ganzen 2 Wochen über.
Die Hälfte der Zeit musst du deine kleinste Tochter tragen. Sie ist erst 21 Monate alt.
Nach weiteren 2 Wochen seid ihr am Meer.
Ihr werdet mitten in der Nacht mit hunderten anderer Flüchtlinge auf ein Schiff geladen.
Du hast Glück. Deine ganze Familie darf mit.
Das Schiff ist so voll, dass es zu kentern droht. Du betest, dass ihr nicht ertrinkt.
Die Leute um dich herum weinen, schreien.
Ein paar kleinere Kinder sind verdurstet.
Die Schlepper werfen sie über Bord.
Deine Frau sitzt teilnahmslos in einer Ecke. Sie hat seit 2 Tagen nichts getrunken.
Als die Küste in Sicht ist, werdet ihr auf Beiboote verteilt.
Deine Frau und deine Kleinste auf eins, und du und die Große auf das daneben.
Ihr werdet ermahnt, die Klappe zu halten, damit euch niemand kommen hört.
Deine Große versteht das.
Deine kleine im Nebenboot nicht. Sie hört nicht auf zu weinen.
Die anderen Flüchtlinge werden nervös. Sie halten deine Frau an, das Kind ruhig zu stellen.
Sie schafft es nicht.
Einer der Männer packt deine Tochter, entreißt sie deiner Frau, und wirft sie über Bord.
Du springst hinterher, aber du findest sie nicht mehr.
Nie mehr.
In 3 Monaten wäre sie 2 Jahre alt geworden.

Das reicht euch noch nicht?! Die habens hier immernoch zu gut und kriegen alles in den Arsch geschoben?

Wie du, deine Frau und deine große Tochter es in das Land, das euch aufnimmt, geschafft haben, weißt du nicht mehr.
Alles ist wie in Watte gepackt. Deine Frau hat seit dem Tod eurer Tochter nicht mehr gesprochen.
Deine Große hat seitdem das Kuscheltier der kleinen auf dem Arm und ist völlig apathisch.
Du musst durchhalten. Ihr seid gleich an der Notunterkunft angekommen.
Es ist 22 Uhr. Ein Mann, dessen Sprache du nicht sprichst, führt euch in eine Halle mit Feldbetten.
Dicht an dicht stehen sie. 500 Stück.
In der Halle ist es stickig und laut.
Du versuchst dich zu orientieren. Zu verstehen, was die Menschen dort von dir verlangen.
Aber eigentlich kannst du kaum noch stehen. Eigentlich wünscht du dir fast, sie hätten dich erschossen.
Stattdessen packst du deine Habseligkeiten aus:
Je zwei Teile für jeden, und dein Smartphone.
Dann verbringt ihr die erste Nacht in einem sicheren Land.

Am nächsten Morgen wird Kleidung an euch verteilt.
Auch Markenklamotten sind unter den Spenden. Und ein Spielzeug für deine Tochter.
Du bekommst 140 Euro. Für den ganzen Monat.

Die sind doch jetzt hier sicher. Also sollen die sich freuen!

Draußen im Hof hältst du in deinen neuen Klamotten dein Smartphone in die Luft und hoffst auf Empfang.
Du musst wissen, wer aus deiner Stadt noch lebt.

Dann kommt ein “besorgter Bürger” vorbei und beschimpft dich.
Du weißt nicht, wieso. Du verstehst was von “Zurück in dein Land!”
Bruchstücke von “Smartphone” und “alles in den Arsch gesteckt’ bekommst du noch mit.
Irgendwer konnte es übersetzen.

Und jetzt sag mir, wie du dich fühlst und was du besitzt.

Die Antwort auf beide Fragen ist:” NICHTS!”

2013 LGBT Onur Haftası Basın Açıklaması

Etiketler

, ,



Tüm direniş arkadaşlarımız, sevgili dostlar merhaba!
Lezbiyen Gey Biseksüel Trans Hareketi Türkiye’de 20 yılını geride bıraktı. “Direniş” temasıyla gerçekleştirdiğimiz 21. LGBT Onur Haftası’nda hepimiz için onurlu bir yaşam talebini hangi yollarla kuracağımızı konuştuk, birlikte eyledik.
Tüm Türkiye’ye yayılan Gezi Parkı direnişi ile birlikte, homofobik, transfobik ve cinsiyetçi olmayan özgür bir dünya talebimizi haykırdık. Bugün burada hükümetin, eşcinsel ve translar olan bizlere, yaşama, çalışma ve barınma hakkımıza saldırısına karşı koyuyoruz.
LGBT hareketinin 21 yıllık geçmişi ve Gezi Parkı direnişindeki deneyim bize şunu gösterdi: sınıfsız, sömürüsüz bir dünya ve onurlu yaşam talebimizi hep birlikte hayata geçireceğiz.

pride2013

Bizler LGBT’ler olarak hükümet ve devlet tarafından hasta ve sapkın varsayılıyor, ötekileştirilmenin yanısıra hedef gösteriliyoruz. Ahmet Yıldız, R.Ç. ve daha birçok eşcinsel ve trans cinayetinde yargının tavrından da göreceğimiz üzere katiller cezalandırılmıyor, haksız tahrik indirimleriyle serbest bırakılıyor. Bazılarımızın aileleri bizlere onarım terapisi gibi baskılar uyguluyor ve hatta bazılarımızın aileleri bizleri karantina altına alıyor, öldürüyor.  Yine de, bazılarımızın aileleri biraraya geliyor ve LİSTAG aile grubunu sürdürüyor, bize başka bir ailenin mümkün olduğunu gösteriyor.

Translar olarak her gün okulda, sokakta, evde ayrımcılığa, işsizliğe, ekonomik şiddete maruz bırakılıyoruz. Ülker Sokak, Bayram Sokak, Eryaman ve Avcılar’da yaşadığımız evlerden polis mühürleriyle atılıyor yani en temel yaşam hakkımız olan barınma hakkımızdan ediliyoruz.

Bu şekilde yalnızca bir sene içinde 18 trans nefret cinayetlerine kurban edildi. Bu cinayetleri unutturmayacağımızı, bu davaların takipçisi olacağımızı ilan ediyoruz.

AKP 11 yıllık iktidarı boyunca LBGT’lerin taleplerini hiçbir zaman dikkate almadı. Anayasaya “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ibaresinin hiçbir şekilde eklenemeyeceğini söylemekle kalmayıp, meclis kürsüsünden defalarca bizleri hasta ve sapkın ilan etti. Kürtaja karşı çıkan, üç çocuk doğurmamızı buyuran, eşcinsellerin aile kuramayacağını iddia eden hükümete ve ideolojisine itirazımız var: bedenimiz, kimliğimiz bizimdir!

Devletin, polisin, hükümetin her gün artan şiddetine, sokaktaki nefreti besleyen, genel ahlakı kutsayan ideolojiye karşı özgürlük ve halkların kardeşliği söylemimizi eşitlik talebimizi her yerde ve her gün dile getiriyoruz. Barış sürecini başlattığını iddia eden hükümet, son olarak Lice’de halkın barış talebine silahlarla karşılık verdi, bir canımızı daha aramızdan aldı, onlarcasını yaraladı. Biz bu topraklarda yıllardır devlet eliyle sürdürülen bu kirli savaşın barış ve demokrasiyle son bulacağına olan inancımızı tekrar ifade ediyoruz.

Bugün tarihsel bir dönüm noktasındayız. On binlerce insan LBGT’lerin, dolayısıyla da hepimizin özgürlüğünü ve eşit yurttaşlığını talep etmek için sokağa çıkıyor. İstanbul dışında İzmir’de ilki yapılan Onur Yürüyüşü ve dünyanın birçok yerinde yapılan onur yürüyüşlerindeki dayanışma pankartları sesimizi çoğaltıyor.

Kalbimizde, devletsiz, sınırsız, sınıfsız, cinsiyetsiz bir dünyanın hayali var. Bu hayali gerçekleştirmeden hiç bir yere gitmiyoruz, sonuna kadar direneceğiz. BURADAYIZ ALIŞIN, GİTMİYORUZ.

21. İstanbul LGBT Onur Haftası Komisyonu

İmzacılar:
Lambdaistanbul LGBT Dayanışma Derneği
İstanbul LGBT Dayanışma Derneği
Kadın Kapısı
SPoD Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği
Kaos GL Derneği
LİSTAG LGBT Aileleri İstanbul Grubu
Keskesor
Mersin LGBT
Çukurova Eşcinsel İnisiyatifi
Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği
Hebun Diyarbakır LGBT
Morel Eskişehir LGBT Oluşumu
İstanbul Ayıları
Anadolu Ayıları
Voltrans Trans Erkek İnisiyatifi
İllet

TransOnurYürüyüşü – Basın Açıklaması


Merhaba sevgili dostlar,
direniş kardeşlerimiz,
devrim kardeşlerimiz

Merhaba !

Bugün her sene olduğu gibi zulme ve baskıya karşı tek ses çok renk olmak için buradayız bir aradayız.
Yalnızca bir sene içinde 18 trans birey nefret cinayetlerine kurban gittiği için buradayız.
Başta Meis sitesi ve Bayram sokak olmak üzere trans kadınların evleri mühürlendiği ve çalışma barınma gibi en temel hakları gasp edildiği için buradayız.
Eşcinsel ve transseksüeller aileleri tarafından kaçırılıp kaybedildiği için buradayız.
Trans kadınlar zorunlu seks işçiliğinin cenderesine iten transseksüel düşmanlığına karşı buradayız…
askorgutlenmektir

İktidar sahipleri efendiler!
Mahalle baskısı, ırkçılık, cinsiyetçilik gibi her türden ayrımcı, faşizan ideolojiyle yoğurduğunuz toplum Gezi Direnişiyle bu kirli oyununuzu bozdu. Bir ay boyunca dünyaya kardeşliğin ve dayanışmanın en güzel örneklerini verdi…Polisiniz, sivil polisler aracılığıyla kurduğunuz mahalle baskınız ve nefreti kışkırtan kirli medyanız hayatımızdan çıktığı andan itibaren eşitlikçi ve özgür bir toplumu hemen orada bulunduğumuz yerde kurabildiğimizi gördük. Üzgünüz özgürlüğün tadını aldık. Umudumuzdan vazgeçmiyoruz.
Zalimlerden insaf, adalet beklemek gibi bir safdillik içinde değiliz. Esas olarak halkımıza seslenmek istiyoruz.Halk olarak kanla zulümle katliamla özdeşleşmiş kaderimizi; parkları sokakları meydanları birer halk meclisine dönüştürerek tersine çevirdik… Despotluk ve zulümle felç olmuş Ortadoğu’da umudu gerçek kıldık. Ve kardeşleştik…
Çok zor kavuştuk çok zor barıştık ve artık birbirimizi bırakmayalım…Yüzümüzü birbirimize dönelim ve artık gerçekten birbirimize kulak vermeye başlayalım.Gezi kardeşliği hepimize çok büyük kazandırdı ve kardeşleşerek devam edersek çok daha büyük kazanacağız.
Kısacası bu şanlı direniş, bu bir aylık tatlı kaos bizlere başından beri doğru yolda olduğumuzu gösterdi. Dün olduğu gibi bugün de direnmeyi umudu taşırmaya devam edeceğiz. Adliye karakol kapılarını her gün her gün her gün zorlayacağız!

Cinselliğin siyahları olan bizler; dünyanın tüm siyahları ile birlikte kolkola sokaklarda özgürlük şarkıları söyleyeceğimiz günleri hep beraber yaratacağız!
İnanın translar özgür olsa dünya yerinden oynar.

Transların Özgürlüğü Tüm Toplumu Özgürleştirecektir !

Yaşasın Gezi Kardeşliği yaşasın parkların kardeşliği !

İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği
Kadın Kapısı
Lambda İstanbul
Spod
Pembe Hayat
Siyah Pembe Üçgen
Kaos GL
Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği
Hebun Diyarbakır
Morel Eskişehir

Bağ Benim Belletirim, Göt Benim Elletirim


    O zamanlar 2008 şubat,  ikametim Elmadağ’da Babil sokakta, İnönü Mahallesi muhtarlığına kayıtlıyım…
    Bi boklar yemişim yine, kendimde değilim. Bildiğin daral durumları, kendimi sikiyorum resmen, ağzıma sıçasım da var ama beceremiyorum.. mailleri siklemiyor, telefonlarıma bile bakmıyorum doğru dürüst.. ruh gibi işe gidip geliyorum. gecenin bi yarısı zangır zangır çalıyor telefon, bakmıyorum, bi daha çalıyor bi daha çalıyor… 6 missed calls yazıyor telefonda.. anam ölse bu kadar aramazlar deyip geri arıyorum, karşıda yavşak bi ses emre naber? ananın amı diyorum kimsin! onur’muş taaaa eskilerden bi arkadaş. çalışıyo musun, iş güç ne alemde gibi saçma sapan sorular soruyor.. he hıı falan deyip geçiştiriyorum, sonra sonra ısınıyor herif bizim şirketin uluslararsı ilişkilerini yönetecek birine ihtiyaç var diyor bodrumda var mı bildiğin tanıdığın biri. a-ha, var ben. tamam patronla bi konuşayım alalım uçak biletini gel görüş. bana uyar diyroum. ertesi gün onurun patronu arıyor beni, gel bi görüşelim anlaşamazsak dönüş biletini de alırız dönersin. anaaamm fırsata bak, bodrumda gidiş dönüş bileti de dahil 1 hafta bedava tatil. tamam şubat ayı bodrumda tatil için pek uygun bi zaman değil ama en azından bişeylerle oyalanıcam kendimi sikmicem bu süre içerisinde, hem ne zamandır görüşmediğim arkadaşlar da var takılırız işte bi hafta. kalktım geldim bodruma, birileri var havaalanında beni bekliyorlar.. zaten akşam olmuştu yemek yemeye gittik, rakı içelim balık yiyelim, bodrum daha ilk saatten süper başladı. yedik içtik elemanların bi kısmı zurnaya bağladı olayı. ertesi gün geldim ofise şenolla görüşcez, rabb’im bu nasıl bi ofis, köy kıraathanesi gibi bi yer. neyse; adam bana şirketten bahsetti uzuuun uzun yok yirmibilmem kaçıncı seneleriymiş, yok bodrumda şöyle iyilermiş, böyle süperlermiş falan. ben yine her zamanki yavşak tavrımla dinliyorum haa hıı tripleriyle..dedi bu yıla kadar sadece türk ve ukraynalı gruplarla çalışıyorduk ama büyümeyi düşünüyoruz, bu bağlantıları yapacak bu elemanlarla ilgilenecek, şirketin tüm yırtdışı işlerini yürütecek biri lazım bize, yapabilir misin? eee dedim zor iş değil, ki ben istedikten sonra yapamayacağım hiçbir iş yok.. aha dedim al bu da curriculum vitae, herif bildiğin hödük ben anlamam böyle şeylerden yapabilir misin yapamaz mısın dedi. ulan dinlemiyo musun göt herif, istedikten sonra yapamayacağımız iş yok dedik. sonra en önemli kısma geldik: MAAŞ. herif zaten onur’dan öğrenmiş beni, ne bok yediğimi nerde ne zaman ne iş yaptığımı, hatta dans ettiğimi falan biliyor. kendisi ve ortağı da ingilizce bilmedikleri için herif kaçırmak istemiyor beni.. bunu hissettirdi bi kere, orda sıçtı zaten : ))) bak benim istanbulda standart bi hayatım var, onları bozamam, hayatımda olmazsa olmazlarım, yapmazsam ölürüm dediğim olaylarım var ve senin bu vereceğin para bana bu şartlarda yetmez, tekrar düşün ya da dönüş biletimi al gideyim dedim herife.. e tabii ben öyle deyince herifin suratı düştü, bi de barınma durumu var tabii, ev de bulmaları lazım bana. neyse parayı artırdı herif, daha doğrusu miktarı artırmadı da para birimini dolar yaptı kabul ettim. ama ev sorunu var, istanbuldaki eşyalar var, ben almışım bi sırt çantaşı gelmişim amk, 2 pantolon 3 kazak, 5 don çorap var içinde. amk, kışın ortası bodrumda ev yok kiralık.. ne bok yicez derken bana lojman verdiler. 1+1 gibi bişey… hasiktiiiiirrr sıçtık amk. neyse kaderimize razı olup bi bakalım şu lojmana dedim, anaaa hemen bitişiğimde bi herif var, bildiğin yunan tanrısı.. tamam dedim lojman ok ama istanbula gidip dönmem lazım. istanbula döndüm, bi süre daha takıldım aldım bikaç valiz geldim bodruma, benim çıtır hala yan evde yaşıyor, nasıl sevimli bişey anlatamam.. garibim ingilizce bilen olmadığı için kimseyle anlaşamıyormuş zaten, daralmış çocuk. romanyalı bi akrobatmış kendisi.. herif konuşabildiği birini görünce sevindi tabii, e madem ben onu memnun ettim o da beni etmeli di mi? biz bu herifle muhabbeti koyulaştırdık, akşamları bana geliyor içiyoruz, ben ona gidiyorum bayaa bi yakınlaştık. bana geliyor ben ona gidiyorum derken yan odaya geçiyoruz. öyle sokak mahalle falan değişmiyoruz. yanlış anlaşılmasın. biz eflak’la her gece muhabetteyiz, onun konuşabildiği bi ben varım benim tanıdığım bi onur var bi de işte bu eflak (yarı tanrı olan herif) muhabbet süper gidiyor. bi gece sahildeyiz, gece dediğime bakmayın saat 22:00 falan. ama daha mardın başı olduğu için bildiğin gece yarısı muamelesi yapıyoruz o saate. gerzek liseli aşıklar gibiyiz. sallana sallana yürüyoruz. elimizde biralar var ikimiz de mal mal bakınıp saçma sapan şeyler konuşuyoruz. yengeç gibiyiz ikimiz de yan yan yürüyüp birbirimize yaklaşmaya çalışıyoruz ama kazayla çarpışmış gibi yapıp sonra uzaklaşıyoruz tekrar. ay hatırladıkça gülüyorum harbiden liseli mallar gibiyiz. sonra biz o liseli mal modundan çıkmadan lojmana geldik, ama saat daha 12 bile olmamış, o zaten akşama kadar yatıyor ben işe 11de gidiyorum falan, sabah erken kalkma derdimiz de yok anlayacağınız. lojmanın terasında böyle sikimsonik bar gibi bişey var, bulabileceğiniz en kaliteli içkinin binboa olduğu bi bar ama.. çıktık oraya benim 2 patron orda, bizi görünce adamların suratına yavşak bi sırıtış yerleşti. niyeyse.. : ) evet, biz terasa çıktık eflakla birlikte ve patronun suratına yavşak bi sırıtış bi yerleşti. ne var dedim ne gülüyosun, aranızda bişii mi var diye sordu, olması sırıtmanı mı gerektiyor dedim. o yavşak yavşak gerilen surat birden büzüştü. yok öylesine sordum kem küm ığk mığk modunda patron kıvranıyor, yok bişey dedim takılıyoruz sadece, koskoca şirkette adamın muhabbet edebildiği tek kişiyim ben. bu sefer surat iyice düştü. eflakda da garip bi bakış var ne konuşuyor bunlar dercesine, rahat ol yok bişey dedim elemana bara yanaştık içmeye devam edicez. biz içmeye başladık, eflak şenol ne dedi diye sordu, fuck it saçmalıyo işte dedim ben de, saçmalasa bu kadar sinirlenmezdin mealinde bişeyler geveledi, klasik emre bilgili oldum hemen, aaa ben sinirli miyim ki, yoo gayet rahatım dedim herife. eflak ısrarla şenol ne dedi diye sormaya devam ederken dayanamadım, herif gey olduğumu biliyor aramızda bişeyt olup olmadığını merak etmiş, daha doğrusu aramızda bişeyler var sanmış dedim. eflak’ın kafasının üstünde minik kanatlı kırmızı küçük yaratıklar görür gibi oldum o esnada. şenola dönüp siktim şimdi ananı der gibi bir bakışı vardı ki, ne siz sorun ne ben söyliyim. eflak kalktı şenolun yanına gitti, öğrendiği 3-5 kelime türkçe ile atarlanmaya başladı, sana ne, ilişkimiz olsa bile seni ne ilgilendirir ki gibi bişeyler söylemeye çalışıyor.. tabii 80% ingilizce atarlanıyor. bildiğin sevgilisini korumaya çalışan herife bağladı eflak. evet evet, eflak bildiğin atarlı sevgili modunda, şenola bağrınıyor. seni ne ilgilendirir ki, sana ne falan diye… şenol pıstı (bkz: pısmak ) tamam yok bişey hem olsa da bana ne zaten gevelemelerinde. eflak atarlandıkça şenolun surat iyice düşmeye devam ediyordu. az önce şenolun suratındaki yavşak sırıtış ışık hızıyla benim suratıma yerleşti tabii bu arada. uzaktan uzaktan izliyorum… şenol tamam özür dilerim falan diyor ama eflakın sakinleşmeye niyeti yok gibi, olm emre bu kadar piçlik yeter bu herif patronuna dalmadan müdahale et artık dedim ve yanlarına gittim. sözde eflakı sakinleştiricem. tamam siktir et uzatma boşver diyecekken eleman döndü tekrar şenola evet sevgiliz biz dedi veeeee… amına koduumun çocuğu, ben de sizin gibi ağzımdan öpecek sandım ama götüme bi şaplak atıp sarıldı hadi odamıza gidelim dedi pezevengin evladı. e iyi hadi, kaderimize razı olalım deyip indik bunun odasına, dolabından içecek bişeyler çıkardı. Sonrasını sikişhikayeleri.kom sitesinde yazıcam. Ama biz o sene sezon sonuna kadar fabadi olarak takıldık bu herifle.

Senin Yüzünden


Sadece bizi yönetenler yüzünden mi dersin bu sansür?
Senin yüzünden de artmadı mı yasaklar, sen görmezden geldikçe, kabullendikçe!
Sen ne kadar susarsan, o kadar beslenecek sansür, bilmiyor musun?
Dünyan giderek başkalarının doğrularına göre şekillenecek, düşüncen birilerinin iznine mecbur kalacak.
Sansür, doymak bilmeyecek.
Yasakların senin yüzünden artmasına daha fazla izin verme.
Ama senin yüzünden, senin sayende kırılsın o sansür mekanizmaları.
Çıkar artık sesini sen de,

sansüre karşı göster yüzünü

 

S E N İ N   Y Ü Z Ü N D E N

 

Paylaştıkça Artan Tat: DERT


Birkaç gündür tuhaf hallerdeyim; incecikten bir kar yağar, tozar elif elif deyü tadında dolanıyorum ortada. Neyim var neyim yok onu da bilmiyorum. Hani biriyle oturup konuşsam aslında hiçbir şeyim yokmuş diyecem, onu da biliyorum. Çünkü hepimizin arkadaşları var ve bu arkadaşlar bize dünyanın ne kadar mükemmel bir yer olduğunu, hayatın ne kadar güzel olduğunu, aslında bizim dertlerimizin sike sürülcek bi tarafı olmadığını gösterirler.

Eminim ki sizin de var böyle arkadaşlarınız. Yaşadığınız bir sıkıntıyı ya da bir derdinizi anlatmaya kalktığınızda, onun o güne kadar dillendirmediği sizinle paylaşmadığı ama mutlaka yaşadığı, hatta sizinkine çok benzer ama daha ağırını yaşadığı bir derdi mutlaka olmuştur. Anlatmak için de sizin o konuyu açmanızı, sizin de aynı şeyi yaşamanızı beklemiştir hep. Hani kültablasından sigarayı düşürüp kanepede, halıda küçük bir yanık oluştursanız o sigarasıyla mutlaka evi yakmıştır, siz biraz üşütmüş kendinizi halsiz hissediyorsunuzdur o kanserle mücadele ediyordur. Yok deme abi, mutlaka vardır böyle bir arkadaşın da sen derdini kimseyle paylaşmayıp kendi kendini şişirmeye yeminlisindir belki de. Adama anamı siktiler diye ağlasan o gelir “ohooo o da bişey mi olm benim anam kerhanede çalışıyor” der.

Direkt durum değiştirmek zorunda kalırsınız, teselli edilecek olandan teselli eden, dert anlatandan dert dinleyen moduna geçmek zorundasınız. yoksa ardı arkası kesilmez bunun.  Zaten dellenmişsin amk, böyle ıslak tuvalet terliğiyle ağzına burnuna çarpasın gelir. Bi sus da dinle amk yaa, bugüne kadar ne sik yemeye anlatmadın da şimdi coştun orspuçocuuu dersin içinden.

O yüzden belki de en güzeli kendi kendine şişmek, dert kanseri oluyorsun bir süre sonra, hatta bu depresyon kanserine kadar gider bu.  Ondandır empati yapmayışım belki de, empati yapan birini istemeyişimden.

Giderayak bunu da bırakayım burda, dinleyin.. sevin sevdirin.


Ibnenin Önde Gideni


Emre?
Kendinden 3. tekil şahıs olarak bahsetmeyi sever. Yanlış anlaşılmasın; ibnedir (büyük harflerle İBNEdir hatta), puşttur.
Zeki bir adamdır bazılarınca; çünkü birçok kişinin ifade etmekte zorlandığı şeyleri ifade edebilmektedir. Ama tam bir salaktır da kendine göre. Düşündüklerinin ONda birini bile ifade edememektedir.
Genelde yanılırlar kendisi hakkında bilgi sahibi olmadan yorum yapan bünyeler. Çünkü güneşe direkt bakılırsa kör edeceğini bilir bu herif ve bu sebepten de ışığını ayın yüzeyinden yansıtır insanlara. Bu yüzden insanlar ayın çukurlu-çöpür yüzünü görerek onun yüzü zannederler ve buna göre yaparlar.
“Ironi yapıyorum lan ben” diyerek, ironinin ironisini yaptığı konusunda da ironi yapmaktadır aslında.
Asosyaldir oldukça, ve gerçekten zorlanmaktadır insan denen canlıya derdini anlatmakta ama anlatmakla uğraşmanın da gereksizliğini anlayacak kadar üstündür insandan.
Yukarıdan baktığı için daha uzağı görebilmektedir. O yüzden megalomandır biraz. Asla düşünmeden tek kelime etmez, kimseye direkt aşşağılayıcı söz söylemez, söz yarışına girmez.
Kendini övüyor lan bu diye düşünen yüzeysel insanların dışında, kendini överken ironi yapıyor bu diyen isanların da varlığından haberdardır aslında. Ama kendini överken ironi yapmıyordur. Kendini aşşağılaması da kelimelerin arasına gizlenmiş küçük mesajlarda vuku bulmaktadır.
Burda yazma amacı ise, normalde kendi ile konuşacak dengi insan bulmakta zorlanmasıdır, içinde biriken ifade enerjisini buraya yansıtarak atmaya çalışıyordur.
(Sonradan ekleme yapılabilitesi yüksek yazı)